"Seni Seviyorum, Harika Bir İnsansın, Hadi Değiş!"

Uzun süre sahnelenmiş bir Broadway gösterisinin ismi olan bu cümle bir çok evlilik probleminin kökenine işaret ediyor. Genellikle, eşleri başlarda birbirine çeken ya da gözardı edilip önemsiz olduğu düşünülen özellikler, zamanla evliliğin çürük noktaları ve bitip tükenmek bilmeyen tartışmalar ile kronik mutsuzluğun nedeni oluyor.

Çiftler birbirlerini değiştirmeye uğraşırlar –birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ve daha mükemmel bir eş tanımlarına uyum sağlamaya çalışırlar. “Neden yapmıyorsun?”, “Neden yapamıyorsun?”, “Hatalısın.” cümleleri genellikle değişimden çok tartışmaları körükleyecek türdendir. Öfke ve suçlamalar işbirliğini getirmezler ve bu yaklaşımı benimseyen çiftler istedikleri değişimi yaşamayı nadiren becerebilirler.

Dr. Andrew Christensen ve Dr. Neil Jacobson tarafından geliştirilen yeni bir yaklaşım olan “kabullenme terapisi” ya da “bütünleştirici evlilik terapisi” bu soruna çare gibi görünüyor. Tabi ki başarı sağlayabilmek için öncelikle her iki tarafın da ilişkiyi kurtarmaya gönüllü olması gerekiyor. Bütünleştirici terapinin yaklaşımı, değişime zorlamaktansa eşlerin, birbirlerinin farklılıklarını ve bireysel duyarlılıklarını kabullenmeleri üzerine kuruludur. Eşleri, değişimleri için ısrar ederek bir köşeye sıkıştırmak yerine, bu tarz bir anlayış daha uzun süreli ve eşlerin kişilik ve davranışlarıyla uyumlu, baskısız değişimleri getirir.

“Kabullenme, tatsız davranış olarak nitelendirdiğiniz durumu anlayışla karşılamak, onun derin anlamını anlamak ve daha geniş bir açıdan görebilmektir.” diyor Dr.Christensen ve Dr.Jacobson.

Kabullenme terapisinin arkasındaki ana fikir başka birinin huyunu ve davranışlarını kabullenmenin ilişkide sevgi ve şefkate kapı açtığıdır. Eşlerin bu duygular sayesinde, çatışmadan kurtulmak ve hatta sorun yaratan davranışı değiştirmek için daha istekli olduklarını görülmüştür. Psikologlar çatışma yaşayan eşlere, birbirlerinin gerilim yaratan davranışlarını kabullenme ve hatta sahiplenme üzerinde çalışmalarını önermektedir.

Kabullenme büyük olasılıkla “anlamak” ile başlayacaktır. Bu doğrultuda önerilen ilk adım, bir tartışma üzerinde her iki eşin de bakış açısını içeren, yetersizlikleri ve kırılgan noktaları tanımlayan, her bir eşin başa çıkma yöntemlerini ve sorunun tartışmaya kadar gidişini tarif eden bir hikaye geliştirerek tartışmanın anatomisini incelemektir. Sonraki adım ise geri dönüp hikayenin kusurlar yerine farklılıklar, suçlamalar yerine kırılganlıklar, yargılar yerine tanımları içerip içermediğine bakmaktır.

“Odak noktanız birbirinizin saldırganlığından, bu davranışlarla yaralanmış yumuşak noktalara kaydığında, birbirinize yeni bir gözle bakmaya başlarsınız. Bu da öfke dolu tartışmaları kısa kesip, zamanla yakınlaşmanızı sağlayacak bir durumdur.” diyor iki psikolog.

Genellikle, bir çatışma hakkındaki önemli duygu ve düşünceler dile getirilmez. Bunun nedeni farkındalığın olmaması ya da bunları dışa vurarak kırılganlaşmak korkusudur. “Ancak” diyor Christensen ve Jacob, “tartışmanın tonunu değiştirecek ve aranızda empatiyi ortaya çıkaracak olan tam da bu dışavurumlardır.”

Eşler değişmeye zorlandıklarında, savunmaya çekilip içe kapanma eğilimine girerler. Ne zaman ki eşler kabullenildiklerini ve anlaşıldıklarını hissederler, o zaman beklenenden daha fazla değişim, hem de istenerek gerçekleşir. Hiç bir değişim olmasa da, kabul ve şefkat, olasılıkla, bir çifti birbirlerine yakınlaştıracaktır.

Kabullenmenin önemli bir bileşeni, şu anda eşlerden birini çılgına çeviren özelliğin aslında bu birlikteliğin ilk kıvılcımını yakmış olmasının farkına varılmasıdır. Örneğin, eşini sosyal ve spontan bir insan olduğu için çekici bulan kadın, çocukları olmasından sonra eşinin bu özelliklerini “aldırmazlık” olarak nitelendirebilir. Bu da ciddi bir çatışma demektir.

Bir diğer bileşen ise, eşlerin kasıtlı bir şekilde acımasız olmaya çalışmadıklarını görmektir. Örneğin, bir erkek karısına son ana kadar bir arkadaşıyla tırmanışa gideceklerini söylemiyorsa, kadın bu düşüncesiz davranışa öfke duyabilir. Aslında erkeğin amacı eşini incitmek değil, tartışmadan kaçınmaktır. Kaçınma-incinme kısır döngüsünü kırmak için, erkeğin eşinin itilmişlik hissini ve kendi başına plan yapmakta yaşadığı zorlukları anlaması gereklidir.

Ancak kabullenmenin de sınırlarının olduğunu akıldan çıkarmamalıdır. Fiziksel ve psikolojik şiddet asla kabullenilmemelidir.

Yazan. Jane E. Brody / New York Times
Çeviren: Esra Tuncer


TÜM KİTAPLARDA %45'E VARAN İNDİRİMLER

İyi Hissetmek
%40
indirim
30 TL
17.9 TL
Hayatı Yeniden Keşfedin
%41
indirim
32 TL
18.9 TL
Mod Terapisi
%34
indirim
19 TL
12.5 TL

İçerik Yazarı: Psk. Esra Tuncer

Yorumunuz